Bayramlar çocukken güzeldir

sekerBu sabah her bayramki gibi anneannemi aradım. Dedem öleli beri sevinçten ziyade hüzün kaplıyor içini anneanneciğimin bayramlarda. Hele hele kurban bayramlarında. Rahmetli dedem sağken taze kurban etlerini keser, sonra etler kavurma, ciğerler ızgara olurdu. Kurban bayramı kurbanlıkların ailecek yendiği sıcacık öğle yemekleriydi. Tadına doyulmazdı. Dedem öldüğünde kurban bayramlarının tadı kaçtı, hüzne büründü.

Yurtdışında bayramın tadı zaten olmuyor. Bugün bayram şarkısını söyleyerek biraz olsun bayram sabahı coşkusunu yaşamaya çalışıyorum. Bu yaz bayramda İstanbul’da olarak biraz olsun bayram hasretini gidermek istedim. Gel gör ki ben artık çok büyümüştüm. Ben küçükken ziyaretine gidip ellerini öptüğümüz büyüklerimiz ise birer birer aramızdan ayrılmışlardı. Kimi büyük halalar, teyzeler, amcalar, dayılar artık yoktu. Hayatta olan akrabalara gittiğimizde ise belki bir dahaki sefere onların da olmayacağı ihtimali bu ziyaretleri daha da bir anlamlı kılıyordu. Baklava ve böreklerin yanında ziyaretlerin en tatlı anları ise eskilere gidilen, ölenlerin yadedildiği muhabbetlerdi.

Eskiden bayram boyunca normal gazeteleri çıkmaz, bayram gazetesi yayınlanırdı. Bu bayram gazetelerinde mutlaka ‘Nerede o eski bayramlar?’ temalı, naftalin kokulu yazılar olurdu. Bu yazıları okuduğum yaşlarda tekrarlanan bir geyiktiler sadece. Şimdi ise ben böyle bir yazı yazacak yaşta ve kıvamdayım şekil 1-a’da görüldüğü üzere.

Artık biliyorum ki bayramlar esas çocukken güzeldir. Çocukken yatar insan arife gecesi kalbi pır pır bayram sabahına. Erken kalkar çocuk Barış Manço’nun şarkısındaki gibi. Çünkü birazdan bayramlıklarını giyecektir. Bayramlık elbise, rugan ayakkabılar ve dantelli çoraplar o güne kadar dolapta beklemişlerdir. Yeni kokulu bayramlıklar giyilir, büyüklerin elleri öpülür, bayram harçlıkları toplanır. Gıcır liralar bayramlık çantaya konur. Şekerler, çikolatalar yenir. ‘Bir tane daha ister misin? Hadi al!’ denilmesi beklenir. ‘Ne kadar büyümüş maşallah, ben onun bebekliğini biliyorum’ geyikleri dinlenir. Bilmez ki o çocuk yaşında insan yıllar sonra o geyikleri kendi yapacak yaşa gelir. O yaşlar birer birer gelip geçtikçe ise anlar ki insan bayramlar çocukken coşku, büyüyünce hüzündür. O eski bayramlar herkesin çocukluğunda kalmıştır, bir daha geri gelmemek, ama hep anılmak üzere.