Gezi’nin kalıntıları

Demiştim ya, doldurulamayacak bir boşluk oluşturdu Gezi’de bulunamamak diye. O yüzden bu yaz İstanbul’a gelince soluğu Taksim’de aldım. Heyecanla Gezi Parkı’na yöneldim. Gayet sıradan bir park günü görüntüsü vardı. Banklarda oturanlar, ağaç gölgelerinde uyuyanlar, birkaç seyyar satıcı. İki ay önce parkın olağanüstü olaylara ev sahipliği yaptığının kanıtlarından biri ellerinde fotoğraf makineleriyle etrafı gözleyen ve resimleyen turistlerdi. Atılan İngilizce laflara bakarsak beni de bu kategoriye koydular. Halbuki ben gayet ciddi sosyolojik gözlem yapıyorum edasıyla geziyordum Gezi’de.

cicekler

Gezi’ye daha önce de gitmişliğim vardı. Bu ziyaretler daha çok eskiden orada bulunan otoparktan Taksim’e yürüme sırasında geçmelerden ibaretti. Sanki bu geçişlerden birinde bir banka da oturup Taksim’in karmaşasının bu kadar yakınında bir sakinlik adası gibi gelmişti. Şimdi ise tarihi bir önem kazanmış bir parkta yürüyordum. O kadar insan, o kadar yürek ve çadırın sığdığı Gezi koskocaman olmalıydı. Halbuki geldiğimde hayallerimden çok daha küçük bir parkla karşılaştım. Anlaşılan park kapandıktan sonra yapılan operasyonda çadırların durduğu yerler bir güzel yeşillendirilmiş, bol bol çiçeklendirilmişti.

sivanmisanitParktan sonra meydana yürüdüğümde eskiden daha çok bir buluşma noktası olan anıtın artık bir de hatıra fotoğrafı çektirilen bir yer haline dönüştüğünü gözlemledim. Anıtın üzerine yazılmış sloganların üstü dört bir yandan gri boyalarla (yoksa sıva mı?) kapatılmıştı.

İstiklal Caddesi’ni baştan başa yürüdüğümde aynı şeyin bütün sloganlı duvarların başına geldiğini anladım. O renkli, espirili sloganlar itinayla yok edilmişti. Duvarların büyük ölçüde ‘temizlendiğini’ biliyordum. Yine de umuyordum ki bir yerlerde, unutulmuş sokak aralarında Gezi’den izler kalmıştır.

Birkaç kalıntı bulabildim neyse. Fransız Kültür’ün kapısında, Bekar Sokak’ta ve Cihangir’den İstiklal’e uzanan ara sokaklarda.

konsoloslukbekarsokakcihangir

Bu duvarlar bana Gezi’nin hayal değil gerçek olduğunu söylüyordu. Üstleri örtülenler ise hala oradaydılar orada olmasına. Güneş balçıkla sıvanmaz diyorlardı sanki. Bilen biliyordu o grilerin altındakileri. Eski haline döndürülmemişti ne de olsa duvarlar. Ama tarihe tanıklık etme şansını kaçıranların tarihin kalıntılarını görme şansı da ne yazık ki böylelikle ellerinden alınmıştı.